Yaşlılarda kırıklar daha zor iyileşiyor

Türk Ortopedi ve Travmatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İrfan Öztürk, Türkiye’de yaşam süresinin uzamasıyla kemiklerde yaşlılığa osteoporoz (kemik erimesi) ortaya çıktığını belirterek, “Yaşlılık artınca çok basit kazalarda bile kalça kırıklığı, omuzlarda yaralanma oluyor ve tedavisi de daha güç oluyor.” dedi.

Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) tarafından düzenlenen, Ulusal Türk Ortopedi ve Travmatoloji Kongresi’nin 29’uncusu Antalya’da gerçekleştirildi. Ulusal ve uluslararası düzeyde saygın bilim insanlarının ortopedi ve travmatoloji alanındaki son gelişmeleri paylaştığı kongrede, olgular eşliğinde sık karşılaşılan problemlere ve kronik hastalıklara yaklaşım ile birlikte tıptaki yeni gelişmeler gözden geçirildi. Bilimsel programda, “Ortopedide Hayat Kurtarıcı Girişimler, Protez Çevresi Kalça Kırıkları, Eklem İçi Kök Hücre Uygulamaları: Gerçek mi Efsane Mi?, Sporcularda Diz Yaralanmaları, Yaşlılarda Kalça Kırıkları, El Bileği Sorunları, Yürüyüş Bozuklukları ve Analizi” gibi birçok önemli başlık yer aldı.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. İrfan Öztürk, dernek ve kongre hakkında bilgiler verdi. Türkiye’de 4 bin 500 travmatoloji ve ortopedi uzmanı olduğunu kaydeden Öztürk, “Bu alanda 900 asistan eğitimi alan kişi var. Üye sayımız ise 2 bin 465’tir. 2 bin katılımcı, 93 stant, 614 bildiriyle büyük bir kongre gerçekleştirdiklerini kaydeden Öztürk,” Kongrede ortopedi ve travmatoloji alanındaki yenilikler, gerek sunumlarda gerek sergilerde meslektaşlarımızın bilgisine sunuldu.” dedi.

“YAŞLILARDA KALÇA KIRIĞININ TEDAVİSİ ZOR “

Türkiye’nin yaş ortalamasının ilerlemesiyle birlikte yaşlılığa bağlı yaralanmaların artığına dikkati çeken Prof. Dr. Öztürk, “Yaşın uzamasıyla kemiklerde yaşlılığa bağlı osteoporoz (kemik erimesi) ortaya çıkıyor. Yaşlılık artınca çok basit kazalarda kalça kırıklığı omuzlarda yaralanma oluyor. Bu hastalarımızda koruyucu tedaviler çok önemli. Yaşlılar için evde tedbirler almak gerekir. Halıya takılma engellenmeli, tutunacak yerlerin olması, evin içinde küçük bir lamba yanması, bastonu olması gibi küçük tedbirler alabiliriz. Yaş ilerledikçe kırıkları tedavi etmek çok zor.” diye konuştu.

“ACİLE GELENLERİN YÜZDE 80’İ ACİL DEĞİL”

Kongre Başkanı Prof. Dr. Haluk Ağuş ise, trafik kazalarındaki yaralanmalara bilgisi olmayan kişilerin müdahale etmemesinin daha hayati önem taşıdığını bildirdi. Hasta için sorun olacak bir kırığın teşhiste atlanması gibi bir durumun söz konusu olmadığının altını çizen Ağuş, “Her kırık geldiği zaman tanısı koyulacak diye bir durum yok. Çalıştığım hastanenin acil servisine gelen kişinin yüzde 80’inin durumu acil değil. Yanlış tedavi veya tanı koyulamaması gibi bir şey söz konusu değil. Ama acil servislerde ciddi bir yoğunluk var. Ortopedik tanılarda yüzde 2 gözden kaçırma ihtimali var. Bu dünyanın genelinde böyle.” diye konuştu.

“ZAYIF KİŞİLERDE KALÇA KEMİĞİ DAHA KOLAY KIRILIYOR”

Yaşlılarda en fazla endişe duydukları konunun kalça kırığı olduğunu dile getiren Ağuş, “Yaşlıların evde parlak zeminde gezmemesi ve çorap giymemesi gerekir. Yaşlı kişinin merdivenden düşmesine gerek yok, ayağı kayıp düşse kalçası kırılabiliyor. Zayıf ve yaşlı kişilerin kalça kemiği çok daha kolay kırılabiliyor.” dedi.

“HAREKET UYARISI”

Ağuş, servislerine en fazla gelen yaralanmalardan birinin çocuk parklarından geldiğine dikkati çekti. Kırığın en temel bulgulardan birinin ağrı olduğunu kaydeden Ağuş, “Ama her ağrıda kırık değildir. Ağrı şişlik ve şekil bozukluğu kırığın göstergesidir. Topluluk olarak hareketli olmayı sevmiyoruz. Bizim hastalıklarımızın çoğunu engelleyici bir durum. 5 bin adım atsak osteoporozun yüzde 50 oranında azaltır. Kahve içmeyi, oturmayı daha çok seviyoruz.” ifadelerine yer verdi.

“AĞRI BİR ŞEYİN HABERCİSİDİR”

Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu ise, hareketsiz bir kişinin bir anda aşırı hareketlenmesi sonucu stres kırığının ortaya çıkabildiğini belirterek, “Bir ağrı durup dururken olmaz. Muhakkak ağrı bir şeyin habercisidir.” dedi. Şehirlioğlu, bilgisayar karşısında uzun süre kalanlarda ve mouse kullananlarda tendom ve dirsek çevresinde sinir sıkışmalarını gördüklerini belirtti.

Çocuklarda meydana gelen travmalarla ilgili de bilgi veren Şehirlioğlu, “Çocuklar ile ebeveynler oynamasını bilmiyorlar, çocuğu havaya fırlatmak oynamak değildir, atıyor ve tutamadığı zaman da düşüp bir yerlerini kırıyor. Bir de çocuklara alınan yürüteçler çok tehlikelidir, halının bir yerine takılıp birlikte düşebiliyorlar, sonra çocuk yine bir yerlerini kırabiliyor. Çok sık görülüyor bunlar. Bu tür alışkanlıklarımızdan mutlaka vazgeçmemiz lazım, çocuklara göz kulak olunması lazım. En çok meydana gelen kazalar parklarda oluşur o yüzden, çocukların başına gelebilecek kazalar adına çok dikkatli olmamız gerekiyor.” dedi.

“DİK DURMUYORUZ”

TOTBİD Yönetim Kurulu Üyesi ve Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Önder Kalenderer, son yıllarda artan bilgisayar, cep telefonu ve kullanımının artmasıyla omurga bölgesinde kamburluk olmaya başladığına dikkati çekti.

Ailelerin çocuklarını yakından takip etmesi gerektiğini ifade eden Kalenderer, “Günde en az bir iki kez bile olsa kişi sırtını duvara dayayıp düz şekilde durmasını önemli buluyoruz. Zaman içinde müdahale edilmezse kalıcı hale gelebiliyor. Duruş eğriliği en önemli sorunumuz. Toplum olarak dik durmuyoruz, karşıya bakmıyoruz.” dedi.

“ŞİŞLİĞİ MUTLAKA ÖNEMSEYİN”

TOTBİD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Yıldız da, kas iskelet sistemi tümörlerinden bahsetti. Yıldız, “Kanser hepimizin korktuğu bir hastalık türüdür. Tanı ve tedaviye başlamakta olan gecikmeler bazen hastaların hayatına malolacak bir dizi olayın ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu yüzden ‘kanserden korkma, geç kalmaktan kork’ söylemi çok doğru bir tespittir.” dedi

Kas iskelet sistemi tümörlerinin az görülen tümörler olduğunun altını çizen Yıldız, “Ancak az görülmesine rağmen çok fazla çeşidi vardır. Dünya Sağlık Örgütünün tanımladığı 50’den fazla yumuşak doku sarkomu vardır ve bunların bazıları çocukluk çağında, bazıları ise daha ileri yaşlarda görülürler. Yumuşak dokunun sarkomları vücudun her yerinde gelişebilir ama en çok bacaklar, kollar ve karın bölgesinde görülürler. Esas tedavi yöntemi cerrahi olan bu tümörlerin tipine, yerine, büyüklüğüne ve saldırganlığına bağlı olarak radyoterapi ve kemoterapi de tedaviye eklenebilir. Kas tümörünün kötü huylarından daha çok korkuyoruz. Yumuşak doku sarkomları normalde ağrısızdırlar, bu yüzden erken dönemde hiç bir belirti vermeyebilirler. Yeterince büyüyüp bir kitle olarak hissedilinceye, sinir veya kaslara basarak ağrı oluşturuncaya dek fark edilmeyebilirler. Ağrımadığı sürece ihmal eğiliminde olunuyor. Tanı ve tedavilerinde bir gecikme nedeniyle maalesef kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Yumuşak doku bölgelerinde 5 santimetreden daha büyük bir şişliğin deneyimli bir kişi tarafından görülmesi gerekir. Bir şişliğiniz varsa ağrı yok diye önemsememezlik yapmayın, ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.” diye konuştu.

“HER SPORUN FARKLI YARALANMA TİPLERİ VAR”

TOTBİD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Cem Nuri Aktekin de, spor yaralanmalarının günlük hayatta önemli bir bölüm teşkil ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Spor yaralanmalarını önlemek için sporcunun aktivite öncesinde ısınma egzersizleri yaparak kaslarını ve bağlarını spor için hazırlaması önerilmektedir. Sporcunun fiziksel kondisyonunu tanıyarak seviyesine göre spor yapması da önemlidir. Yine doğru ekipman ve zemin seçimi de spor yaralanmalarını engellemek için gereklidir. Spor öncesinde esneme egzersizleri artık önerilmezken spor sonrasında yapılacak esneme egzersizleri kasların erken toparlanmasını sağlayacaktır. Son yıllarda sporcuların sakatlanma riskini azaltmak amaçlı çok çeşitli koruyucu ekipmanlar üretilmiştir. Özellikle kafa travmasının sık görüldüğü sporlarda yüksek koruyuculuğa sahip kaskların kullanılması yaralanma riskini azaltabilmektedir. Sporcularda diz ve ayak bileği yaralanmalarını önlemek amaçlı plastik koruyucu ekipmanlar ve zemine uygun ayakkabının seçilmesi basit ama etkili önlemlerdir.”

Diğer önemli konunun yapılan spor dalına ait oluşabilecek yaralanmalar olduğunu söyleyen Aktekin, “Her spor dalında farklı yaralanma tipleri daha ön plana çıkmaktadır. Birkaç örnek verecek olursak; daha çok baş üstü hareket yapan sporlarda -ki en iyi örnekleri basketbol ve voleyboldur- özellikle omuz problemleri ile daha çok karşılaşıyoruz. Yine futbol gibi hem yüksek temaslı hem de zorlayıcı sporcularda ise en çok diz yaralanmaları ile karşılaşmaktayız. Spor yaralanmalarında öncelikli amaç oluşan hasarın büyümesini önlemektir. Spor yaralanmaları sonrasında ilk yapılması gereken aktivitenin durdurulmasıdır. Soğuk uygulama ile hasarlı bölgeye kan akımı azalmakta, ağrı ve hassasiyeti arttıracak vücudun ürettiği maddelerin yaralanmış bölgeye göçünü azaltmaktadır. Soğuk uygulama saatte bir 15-20 dakika süreyle ve doğrudan cilde temas etmeyecek şekilde uygulanmalı ve bu tedaviye 48-72 saat boyunca devam edilmelidir. Yaralanan uzvun harekete zorlanmaması ve kalp seviyesinin üzerinde olacak şekilde istirahat ettirilmesi gerekmektedir. Yine hasarın azaltılması için bandaj uygulaması yapılabilmektedir ancak bandaj tek başına tedavi edici ve travmadan koruyan bir tedavi yöntemi olmadığı unutulmamalıdır. İlk yardım amaçlı bu tedaviler uygulandıktan sonra mutlaka bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanına başvurulmalıdır.” dedi.

Spora herkesin küçük yaştan başladığını anımsatan Aktekin, “Çocuk spora başlarken profesyonel uzman bir kişinin eğitiminde olması gerekir. Küçük yaştaki bir yaralanma çocuğunun ilerideki spor yaşamı hayatını olumsuz etkileyebiliyor. O nedenle spor yapılırken bu işi bilen kişilerin yardımından faydalanmak gerekir.” dedi.