Nasıl hatırlarız?

Prof Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu / İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri A.B.D. / Türkiye Alzheimer Derneği eski Başkanı

İnsan bazen unutmak ister bazen de hiç unutmamak ama maalesef belleğimiz bizim isteklerimize her zaman boyun eğmez. Neyi hatırlayıp neyi unutacağına, ne zaman unutup ne zaman anımsayacağına sanki beynimiz kendi karar veriyor diye düşündüğümüz zamanlar dahi olabilir. Dr Albert Shweitser “ mutluluk, iyi bir sağlık ve kötü bir bellektir” derken sanırım bunu kast etmiş.

Aslında belleğimiz bir depodur ve yeni bilgilerin konması için eskilerin unutulması gerekir. Zihnimiz daha iyi hatırlamak için bilgileri farklı ipuçlarından yararlanarak depolamamızı sağlar, bu da kısa süreli bellek, çalışma belleği, motor bellek, uzun süreli bellek yada epizodik bellek gibi farklı bellek türlerini oluşturur. Her bir bellek işlevi beynimizin farklı bölgelerinin eşzamanlı bağlantıları ile oluşur. Örneğin motor bellek kolay kolay unutmaz, yüzmeyi bisiklete binmeyi yada araba kullanmayı bir kere öğrenir bir daha unutmayız.

Bir nesneyi hatırlamak için beynimizin pek çok işlevinin ve beyin bölgesini ilgilendiren bir dizi işlem yapar. Önce bir bardağı dikkat alanı içine alır, bu arada frontal bölge denen beynimizin ön kısmını kullanır. Sonra bardağı görür ve iki ayrı beyin yolağında ‘nedir ve nerededir’ olarak tanımlar. Ardından sağlak kişiler için beynin sol tarafında yer alan Wernicke ve Broka alanlarında nesnenin adını koyar: “Bu bir bardaktır” der. Bir sonraki adım “işlevinin” tanımlanmasıdır. ‘Su içmeğe yarar’. Bu tanımlama yine önde ve frontal bölgede yapılır. Bardakla ilgili anılar için ise hemen depoya, her temporal bölgedeki hipokampal alanlara gidilir. Kabaca kulaklarımızın arka iç tarafı denilebilir. “Hipokampus” deniz atına benzeyen önden arkaya doğru kıvrılarak uzanan bir özel yapıdır ve beynimizin bilgi deposudur Daha önce içtiğiniz sular veya gördüğümüz bardaklarla ilgili diğer anılarımız da çağrışır. Bardakların hangi dolapta durduğu bilgisi de dahildir Beyin hemen motor alana haber gönderir , biz de bardağı alıp yerine koyar bu yeri tekrar bir sonraki kullanım için beynimizde belleğimizde depolarız.

Yaşlanınca unutmak normal mi?

Unutkanlık günlük aktivitelerimizi etkiliyor ve yaşam kalitemizi bozuyorsa her yaşta hastalık belirtisi olarak kabul edilmelidir. Beyin hasarı oluşturan bir kaza yaşadığımızda, vitamin eksikliklerinde, ilaçların yan etkisi olarak, hormon sistemi bozukluklarında, depresyon geçirirken ve daha pek çok hastalıkta dikkatimiz ve beyin bellek depolarımız etkilenebilir ve biz unutkan oluruz. Yeni bilgileri kayıt edebilmek için eskilerin bir kısmının unutulması doğaldır ama işimizi gücümüzü yapmamızı zorlaştıracak kadar unutuyorsak mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmekte fayda vardır. Yaşlandıkça unutma potansiyelimiz artar ama asla bu unutkanlık dışardan da fark edilebilecek kadar olmamalıdır. Yani aile büyüğünüzün sık sık eşyalarını kaybedip aradığını, aynı soruları tekrar tekrar sorduğunu veya söylenen yada konuşulanları unuttuğunu görüyorsanız bu normal değildir. Yaşlanınca daha unutkan olmak Alzheimer Hastalığı belirtisi olabilir.

Alzheimer Demansı nasıl bir hastalıktır?

Bunama tıp dili ile demans ‘kişinin çeşitli sebeplere bağlı olarak günlük yaşantısını bozacak derecede beyin işlevlerinden bir yada birkaçını kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Demans genel bir başlıktır, yaklaşık 30 çeşit demans hastalığı vardır ve en sık görüleni Alzheimer hastalığıdır. “Demans başka Alzheimer başka” bilgisi doğru değildir.

Alzheimer Hastalığı (AH) bir bunama olarak, 1906 yılında nöropsikiyatrist Dr.Alois Alzheimer tarafından tanımlanmıştır.  Agusta D isimli hastasını kaybettikten sonra onun beynini incelemiş ve bu hastalığın nedenlerini tanımlamıştır.

Şu anda dünyada 65 yaşından sonra en sık görülen demans türüdür ve yaklaşık 36 milyon kişi bu hastalıkla savaşmaktadır. 65 yaş üstü 100 kişiden 5inde ve 85 yaş üstü her 4 kişiden birinde görülür. Yaşlanma en önemli risk faktörü olduğundan yaşlanan dünyamızda maalesef Alzheimer hastalığının yayılacağı ve 2050’de 115 milyon hasta sayısına ulaşılacağı öngörülmektedir.

Halen Türkiye’de 600,000 civarında AD hastası olduğu tahmin edilmektedir. Sık görülen Alzheimer hastalığına vasküler demans, fronto temporal demans, Parkinson ve Lewy cisimcikli demans gibi ek hastalıklarda sayılınca bu sayı 600.000 civarına yükselir ve demansın neredeyse bir halk sağlığı sorunu olduğu ortaya çıkar. Ülkemiz hızla yaşlanmaktadır, maalesef 2050’de en fazla AH olan ülkelerden biri olacaktır.

AH’de en önde bozulan beyin işlevi ‘bellektir’. Yani hastalık unutkanlık ile başlar. Kişi gördüğü duyduğu algıladığı bilgileri kayıt edemez ve bellek depolarına göndermez ve bilgi lazım olunca da ‘hatırlayamaz’.   Yukardaki örneğe dönersek, bardağın yerinin dolap olduğu ve kendisininde bardağı oraya koyduğu bilgisini depolamaz ve sonrada arayınca bardağını bulamaz. Buradan da anlaşılacağı üzere Alzheimer Hastalığı hipokampus ve komşu bölgelerinden başlar ve hızla diğer beyin bölgelerine de yayılır. Hastalık süresi 5-10 yıldır.

Hastalığın ilerilemesi ile unutkanlık ve ileri dikkat eksikliğine, nesneleri adlandırmada zorluk, olaylar hakkında akıl yürütememe, geleceği ve yapacaklarını planlayamama, neyin gerçek neyin olmadığını ayırt edememe gibi diğer bozulmalar eklenir. Hastalığın orta evrelerinde para hesabı yapmak, yemek pişirmek, temizlik yapabilmek, seyahat etmek, yolunu bulmak gibi beceriler kaybolur. İleri aşamada ise hastalar yemek yemekte, idrar ve gaitalarını tutabilmekte, tek başına yürüyebilmekte bile zorlanırlar, maalesef hastalığın sonuna doğru tamamıyla bir bebek gibi bakıma muhtaç ve yatalak hale gelirler.

Alzheimer hastalarındaki belirtileri başlıca iki bölüme ayırmak gerekir. Birinci bölümdeki belirtiler doktorlar ‘bilişsel belirtiler’ demeyi tercih eder. Bunlar başlıca unutkanlıkla ilgilidir. İkinci gruba ise ‘davranışsal belirtiler’ denir. Aslında davranışsal belirtiler hastaları ve yakınlarını unutkanlıktan daha fazla zorlar. Bunlar arasında; en sıklıkla moral bozuklukları ve depresyon, doğru olmayan ve saçma inanışlar ve hayal görme, uydurma, ileri derecede huy değişiklikleri, bağırma, vurma, küfretme, ev içinde sürekli dolanma, yemek yememe, idrar ve gaitasını altına yapma, uygun olmayan cinsel davranışlar sayılabilir. Özellikle bu psikiyatrik belirtiler hasta yakınlarını çok zorlar ve tükenmelerine, yorulmalarına ve kendi sağlıklarının da bozulmasına yol açar. AH bir aile hastalığıdır ve aile içindeki herkesi etkiler

Halen Alzheimer hastalığının kesin tedavisi yoktur fakat belirtileri bir miktar kontrol altına alabilen, yaklaşık 2 yıla varan sürelerde hastalığı duraksatabilen yavaşlatabilen çeşitli ilaç tedavileri vardır. Bunun yanı sıra uykusuzluk, sinirlilik, aşırı hareketlilik, moral bozukluğu veya hayaller gibi belirtilerin ilaçları vardır. Düzenli ilaç kullanımı önemlidir o zaman hastaların ve ailelerin yaşam kalitesi daha iyi olur. Dünyada pek çok araştırma merkezinde de bu hastalığı tedavi edebilecek ilaç/ aşı arayışları ve denemeleri sürmektedir. Ailelerle doktorların yakın ilişiki içinde olmasını, bakım verme sanatının inceliklerini kapsayan bir tedavi yaklaşımı faydalıdır. Genellikle yaşlı hastalar birinci derece yakınları tarafından evde bakılırlar ve çoğunlukla bakım verirken nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda yeterince bilgilenmemiş durumdadır. Bakım verme işi çoğunlukla bir tercih olarak değil bir zorunluluk olarak karşılarına çıkar. Aileler hastalık sürecine ait ilgili daha çok bilgiye, daha fazla duygusal destek ve yardıma, toplumdan ilgi ve duyarlılığa, hastalıkla ilgili çeşitli amaçlı kurumlara, yasal konularda yardım ve bilgiye ayrıcada bakımda çok zorluk yaratan psikiyatrik sorunlar için pratik yardım ve önerilere ihtiyaç duyarlar.

Alzheimer hastaların çok azının tıbbi tanı aldığı doktor yardımına ulaşabildiğini, çoğu kişinin ‘yaşlanınca unutmak ve muhtaç duruma düşmek normaldir’ yanlış inanışının kurbanı olduğunu biliyoruz. Ülkemizde ne sağlık sistemi ne de sosyal yardım sistemleri yaşlılıkta, demansta bakım alternatifleri, demanslı hasta ve ailelerinin psikososyal açıdan desteklenmesi konusunda hazırlıklı değidir. Alzheimer hastalarını kabul edecek özel bakımevleri, bilgili personel, gündüz bakımevleri, yatalak hasta bakımı için eğitim verebilecek kurumlar, bakım verenler için eğitim ve psikolojik destek imkanları sayılabilecek eksiklerden bazıları olarak sayılabilir

Türkiye Alzheimer Derneği (TAD), 1997 yılında bu zor hastalıkla uğraşan doktorlar, hasta yakınları ve diğer sağlık çalışanları ile birlikte kuruldu. Dayanışma, hastalıkla başa çıkmayı kolaylaştırma, birbirine destek olma gayreti içinde, hastaların ve hasta yakınlarının, bu hastalıkla uğraşan tüm ailelerin yaşam kalitesini artırmaya çalışıyor. Alzheimer Hastalığı hakkında bilgi birikimini ve toplumsal farkındalığı artırmaya gayret ediyor. Kurulduğundan bu yana da TAD Ankara, Mersin, İzmir, Eskişehir, Denizli, Burs, İstanbul, Konya ve eklenen diğer şubeleri ile hizmet vermektedir.

TAD’de seminerler, kongreler, halk toplantıları düzenleyerek ilgililerin bilgi birikimini artırıyor. Alzheimer hastaları ve aileleri için destek kursları, hasta yakını grup toplantıları, uzmanlarla buluşma toplantıları, psikologlarla görüşmeler, için özel eğitimler düzenleyerek destek oluyor. Ücretsiz “Evde bakım hizmeti” ile dışarı çıkamayan hastaların evlerine gidiyor ve açtığı “Gündüz Yaşam Evi” ile de hem hastaların hoşça, verimli vakit geçirmesini hem de ailelerin biraz nefes almasını sağlıyor.

Herkesi giderek artan Alzheimer hastalığı hakkında bilgilenmeye ve bu hastalıktan müzdarip ailelere destek olmaya çağırıyoruz.