Lancet Countdown Sağlık ve İklim Değişikliği 2019 Raporu

Lancet Countdown, iklim değişikliği nedeniyle değişen sağlık profilini değerlendiren ve Paris Anlaşması kapsamında küresel ölçekte hükümetlerin verdiği taahhütleri yerine getirmesi amacıyla bağımsız değerlendirme sunmayı amaçlayan, çok disiplinli bir iş birliği girişimidir.

2019 raporu, beş temel alanda 41 göstergenin yıllık güncellemesini sunuyor. Bu alanlar, iklim değişikliğinin etkileri, bu etkilere maruz kalma şiddeti, kırılganlıklar; sağlık sektöründeki uyum, planlama ve dirençlilik; azaltım eylemleri ve sağlık sektöründeki kazanımların yan faydaları; ekonomi ve finans, kamusal ve politik yükümlülükler olarak belirtiliyor. Raporda, akademik kurumların öncülerinden 35 tanesinin verileriyle Birleşmiş Milletler’in tüm kıtalardaki bulgularına ve fikir birliğine yer veriliyor. Her yıl, Lancet Countdown’da yer alan göstergelerin temelini oluşturan yöntemler ve veriler, raporda belirtilen güncellemelerle genişletildi ve geliştirildi. İşbirliği girişimi, iklim bilimcilerin, doğa bilimcilerin, matematikçilerin, mühendislerin, enerji, gıda ve lojistik uzmanlarının, ekonomistlerin, sosyal ve siyaset bilimcilerin, halk sağlığı uzmanlarının ve doktorların uzmanlıklarını kullanarak ihtiyaç duyulan geniş kapsamlı ve güvenilir veri üretimini amaçlıyor.

İklim değişikliği bilimi, ısınan dünyamızda büyük ölçekte eylem veya eylemsizlik derecesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek bir dizi olası gelecek senaryosu tanımlıyor. Uygulanan politikalar, bu olasılıkların gerçekleşmesinde geniş kapsamlı etkilere sahip olma niteliği taşıyor. Rapor kapsamında değerlendirilen göstergeler, iklim değişikliğinin günümüzdeki etkilerini ve dünya çapındaki yansımalarını ortaya koyuyor. Bu kararlar sonucunda iki olası senaryonun oluşacağı öne sürülüyor. Alınacak kararlar gezegeni, işlerin olağan şekilde seyrettiği veya küresel ısınmayı ”en fazla 2°C ile sınırlandıran’’ iki seçenekten birine yönlendirecek olması sebebiyle önem taşıyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, Uluslararası Enerji Ajansı ve ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi tarafından sunulan kanıtlar, günümüzde yaşanan iklim değişikliğinin derecesini ve büyüklüğünü netleştiriyor ve belirlenen iki gidişatın çerçevesini tüm öğeleriyle birlikte ele alıyor.

İklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri

Dünya genelinde, sanayi devrimi öncesindeki seviyenin 1°C üzerinde sıcaklık artışı yaşandı. Bu artış, kuzeybatı Kanada’da geri besleme döngüleri ve kutuplardaki erimeye bağlı olarak bazı yerlerde 3°C olarak tespit edildi. Kayıtlara geçen en sıcak on yılın sekizi, son on yıllık zaman diliminde yaşandı. Bu hızlı değişimin temelinde fosil yakıtların kullanımı yatıyor. Dünya genelinde her bir saniyede 171.000 kg kömür, 11.600.000 litre doğal gaz ve 186.000 litre petrol tüketiliyor. 2018’de artmaya devam eden CO2 emisyonlarından da görüldüğü gibi, tehdidin hafifletilmesine yönelik ilerleme kesintiye uğruyor. Raporda yer alan göstergelerin çoğu, dünyanın “işlerin olağan seyrettiği” senaryodaki gidişatı takip ettiğini gösteriyor.

2016’dan 2018’e kadar, kömürden elde edilen toplam birincil enerji arzı %1,7 artarak, daha önce kaydedilen düşüş eğilimini tersine çevirdi. Küresel ölçekteki fosil yakıt tüketimi teşvikleri, son üç yılda %50 artış göstererek, 2018’de yaklaşık 430 milyar ABD dolarına ulaştı.

Bugün dünyaya gelen bir çocuk hayatını, sanayi devrimi öncesi ortalamasından dört derece daha sıcak bir dünyada, insan sağlığını bebeklik ve ergenlikten, yetişkinliğe ve yaşlılığa kadar etkileyen iklim değişikliğinin etkileriyle geçirecek. Çocuklar, küresel ölçekte iklim değişikliğinden en fazla etkilenen kesimler arasında yer alıyor. 1960 yılından bu yana tüm önemli tarım ürünlerinin küresel verim potansiyelindeki düşüş eğilimi, gıda üretimini ve güvenliğini tehdit ediyor ve bebekler çoğunlukla yetersiz beslenmenin potansiyel olarak kalıcı etkilerinden olumsuz etkilenenlerin başında geliyor. Çocuklar, ishalli hastalıklara en duyarlı taraflardan biri olup dang hummasının etkilerini önemli ölçüde hissediyor. Hastalığın yayılması için iklimsel gidişat endişe veriyor; dang hummasının yayılım ortamıyla ilgili kayıtlara geçen en uygun on yılın dokuzu 2000 yılından sonra. Benzer şekilde, 1980’lerin başından beri Vibrio (ishalli hastalıkların bir kısmından sorumlu olan bir patojen) için uygun olan gün sayısı iki katına çıkmış durumda. Bunun yanı sıra, kıyı kesimlerinde Vibrio kolera için küresel ölçekteki uygunluk %9,9 artış gösterdi.

Ergenlik dönemi ve sonrasında, temel olarak fosil yakıtların neden olduğu ve iklim değişikliğinin şiddetini arttırdığı hava kirliliği; kalbe, akciğerlere ve diğer tüm hayati organlara zarar veriyor. Bu etkiler, yaş ilerledikçe birikim gösteriyor ve 2016’da çevresel koşullardan kaynaklanan partikül maddeye atfedilen ölümler (PM 2,5), küresel ölçekte 2,9 milyona, küresel hava kirliliğine bağlı ölümlerin toplamı ise 7 milyona ulaşıyor.

Ailelerin geçim koşulları yaşlılık döneminde, aşırı hava olaylarının sıklığındaki ve şiddetindeki artış nedeniyle risk altına giriyor. Bu kapsamda kadınlar genellikle en savunmasız kesim olarak görülüyor. Küresel ölçekte 2001–2014 ve 2015–2018 dönemleri arasında, ülkelerin %77’sinde yaşanan orman yangınları nedeniyle nüfusun bir bölümünün bu yangınlardan kaynaklanan dumana günlük olarak maruz kalmasında artış yaşanıyor. Hindistan ve Çin’deki artış, bu dönemde sırasıyla 21 milyon ve 17 milyon maruziyet olarak gerçekleşerek doruğa ulaştı. Düşük gelirli ülkelerde, aşırı hava olaylarından kaynaklanan ekonomik kayıpların neredeyse hiçbiri sigortalanmıyor. Bu durum, bireyler ve hane halkı için büyük bir maddi yük oluşturuyor. Sıcaklık artışı ve ısı dalgaları, bazı ülkelerde nüfusun işgücü kapasitesinde azalmaya sebep oluyor. 2018’de, potansiyel olarak belirlenen 45 milyar çalışma saati, küresel ölçekte karşılaştırıldı. Sonuçlar, ABD’nin güney bölgelerinde 2018’de gerçekleşen en sıcak ay boyunca, gündüz çalışma saatlerindeki potansiyelin %15-20’sini kaybedildiğine işaret etti.

65 yaş ve üzerindeki nüfus, iklim değişikliğinin sağlığa etkilerine, özellikle aşırı sıcaklığa karşı daha hassas durumdadır. 1990’dan 2018’e kadar tüm bölgelerdeki nüfus, ısıya ve ısı dalgalarına karşı daha savunmasız hale geldi. Avrupa ve Doğu Akdeniz bu bölgeler arasında en savunmasız kesimler olarak öne çıkıyor. 2018’de bu kırılgan nüfus, dünya genelinde 220 milyon sıcak hava dalgası olayına maruz kaldı ve 2015 yılında tespit edilen 209 milyon aşırı hava olayını geçerek rekor kırdı. Hali hazırda yaşlanan bir nüfusa sahip Japonya, 2018 yılında 65 yaş ve üzerindeki insanları etkileyen 32 milyon sıcak hava dalgası olayına maruz kaldı. Başka bir deyişle bu yaş grubundaki tüm bireyler bir kez sıcak hava dalgası deneyimledi. Son olarak, sayısal açıdan belirlenmesi zor olsa da göç, yoksulluğun artması, şiddet ve akıl hastalığı gibi iklim değişikliğinin dolaylı riskleri her yaştan ve her ulustan insanı etkiliyor.

İşlerin her zamanki gibi ilerlediği gidişat, günümüzdeki dünyanın temelden değiştiği bir gerçeklikle sonuçlanıyor. Rapordaki göstergeler, belirtilen gidişatın etkilerine dair fikir veriyor. Bugün doğan her çocuğun hayatı, iklim değişikliğinden derinden etkilenecektir. İklim değişikliğiyle ivedilikle mücadele edilmediği durumda, hızla değişen koşullara sahip bu yeni dönem, halk sağlığının ve insan yaşamının her aşamasında belirgin şekilde öne çıkacak.

Sağlık için iklim değişikliğiyle mücadele etmek

Paris Anlaşması, “küresel ortalama sıcaklıktaki artışını, sanayi devrimi öncesindeki seviyesine göre 2°C’nin oldukça altında tutmak ve hatta 1,5°C ile sınırlandırmak için çaba sarf etmeyi sürdürmeyi” hedefliyor. Bu amaçla uyumlu bir dünya, bugün doğan bir çocuğun, İngiltere’de altı ve Kanada’da on bir yaşlarına geldiğinde kömür kullanımının sonlandığı; Fransa’da 21 yaşına geldiğinde benzinli ve dizel araç satışının yasaklandığı bir dünya anlamına geliyor. Aynı şekilde Anlaşma’yla; bugün doğan bir çocuğun 31 yaşına geldiğinde küresel ölçekte 2050 net sıfır hedefine ulaşıldığı bir dünya hedefleniyor. Bu alternatif gidişattaki değişim, sağlık sistemlerine ve gerekli altyapıya yapılan yatırımla birlikte, daha temiz havaya sahip güvenli şehirler ve besin değeri yüksek gıda teminiyle sonuçlanabilir. Bu nedenle, küresel ortalama sıcaklıktaki artışı 2°C’nin epey altında sınırlandıran bir gidişat mümkündür ve günümüzde doğan çocukların sağlığını, tüm yaşamları boyunca daha iyi hale getirecektir.

2019 göstergelerindeki kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda, enerji dönüşümünün hayata geçmeye başladığı söylenebilir. 2018’de kömür kullanımında küçük ölçekli bir artış yaşanmasına rağmen, Çin gibi önemli ülkelerde, kömürün elektrik üretimindeki payı azalmaya devam ediyor. Buna paralel olarak, yenilenebilir enerji kaynakları, 2018’deki elektrik üretim kapasitesindeki küresel büyümenin %45’ini oluşturuyor. Bunun yanı sıra, düşük karbonlu kaynaklardan üretilen elektrik, 2016’da küresel ölçekte üretilen elektriğin %32’sine denk geliyor.

Elektrikli araçların kişi başına kullanımı, küresel ölçekte 2015 ve 2016 yılları arasında %20,6 artarak ve günümüzde Çin’deki ulaşım amaçlı toplam yakıt kullanımının % 1,8’ine denk geliyor. Bazı durumlarda, sağlık harcamalarının azalması sonucunda oluşacak daha sağlıklı ve verimli işgücünün ekonomik getirisi, bu müdahalelerin yatırım maliyetlerini karşılayacak boyuttadır. Benzer şekilde, şehirler ve sağlık sistemleri iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha esnek hale geliyor. Rapor, ülkelerin yaklaşık %50’si ve ankete katılan şehirlerin %69’unun, ulusal sağlık uyum planlarını veya iklim değişikliği risk değerlendirmelerini gerçekleştirme konusunda çaba sarf ettiğini ortaya koyuyor. Hali hazırda uygulanmakta olan bu planlar, sağlık sektörüne iklim hizmetleri sağlayan ülkelerin 2018’de 55 olan sayısının, 2019’da 70’e yükseldiğini gösteriyor. Bununla birlikte ulusal acil durum sağlık çerçevesini orta ila yüksek seviyede uyguladığını bildiren ülke sayısı 109 olarak belirtiliyor.

Artan talep, 2018’deki toplam uyum harcamalarının %5’ine (13 milyar £) denk gelen ve son 12 ayda %11,8 artan sağlık uyum harcamalarındaki istikrarlı artışla paralellik gösteriyor. Bu artış kısmen, karbon fiyatlandırma mekanizmalarından elde edilen gelirlerin 2017-2018 arasında %30 artarak 43 milyar ABD Doları’na ulaşması sayesinde finanse ediliyor.

Ancak enerji dönüşümünün gerçekleştiğine işaret eden mevcut gidişat yetersizliğini koruyor. Lancet Countdown’un ​​2019 raporunda yayınlanan göstergeler, hükümetlerin yapabileceğinden ya da mevcut taahhütlerinden daha hızlı gerçekleşen küresel ısınmayla mücadele edilmesi gereken bir dünyaya işaret ediyor. Halk sağlığını iyileştirme fırsatlarının kaçırıldığı günümüzde BM Genel Kurulu’nda sağlık ve iklim değişikliği ilişkisini resmi olarak tanıma konusuna liderlik eden ülkeler, genellikle gelişmekte olan küçük ada devletleriyle sınırlı kalıyor. Dünyanın dört bir yanındaki çocukların ve gençlerin gerçekleştirdiği iklim grevleri, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek nesilleri içeriyor.

Benzeri görülmemiş bu zorluğa meydan okumak için politika oluşturma ve araştırma süreçlerinin yanı sıra iş dünyasında cesur ve yeni yaklaşımlar gerekiyor. Bugün doğan bir çocuğun sağlığının, değişen iklim tarafından belirlenmesine engel olmak için, dünyadaki 7,5 milyar insanın birlikte çalışması gerekiyor.