bepanthol

Edebiyat Evreninde Eczane: Haldun Taner'in Ölümsüz Eseri "Fazilet Eczanesi"

Tuna Yıldırım

Türk tiyatrosunun büyük ustası Haldun Taner’in ustalık eserleri arasında sayılan tiyatro oyunu Fazilet Eczanesi, gözlem gücüyle tüm okurları ve izleyenleri etkileyen büyük yazarın bir eczane içerisinden akıp giden 27 sıradan insana odaklandığı çok önemli yapıtlardan biridir.

Eczacı Saadettin’in eczanesine birbirinden farklı nedenlerle misafir olan sıradan insanlar, yine eczanenin merkezinde olduğu fakat eczaneyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir dizi olayın da kahramanı olurlar. Bu oyun, aynı zamanda son yirmi yıla damgasını vuran Türk pembe dizilerinin de ana şablonu olmuş, konu evreniyle toplumun orta kesimini konu alan eserlere esin kaynaklığı etmiştir.

Üç perdelik oyun boyunca 1950’lerin eczanesi karşımızdadır. Haldun Taner Tiyatrosu adlı kitabında yazar-eleştirmen Ayşegül Yüksel, 1950’lerin eczanesini şöyle tanımlar: “Her girişinizde bir iki tanıdık görüp selamlaştığınız, eczacı ve kalfası yanında, emekli dostlardan, muayenehanesi bir iki ev ötede olan doktorlardan, yokuşu elindeki zembille tırmanmadan önce soluk almak için bir köşeye ilişiveren yaşlı hanımlardan oluşmuş, neredeyse yerleşik bir topluluğu da barındıran, bir toplumsal kurum gibi insanlara sahip çıkan eczanelerdi onlar. Yalnızlığın, dertlerin, sevinçlerin bir bardak demli çay ya da bir tavla partisiyle paylaşıldığı, insanların birbiri için zaman harcayabildiği günlerden kalma dost uzamlar…”

Odak noktasını Sadettin, Naciye ve Ünal’ın oluşturduğu üç ayrı olay dizisi üzerinde geçer oyun.Dönemindeki pek çok oyununun aksine oyunun hızı gerçek yaşam hızında akar. Üç perde, birbiri ardına gelen üç günü temsil eder. Seyirci her bir perdede, eczanenin ayrı bir gününe açılan pencereden izler oyunu.

Birinci perdede Sadettin’in eczanesinin yıkılması üzerine gelişen olaylar, 2. perdede Naciye’nin hiçbir zaman erişemediği gençlik hayallerinin peşinden gitmesiyle beraber oyunun genç kuşağını temsil eden iki kişi olan ünal ve melda’nın ilişkisiyle dallanıp budaklanır. 3. Perdede ise Sadettin’in yıkılacak olan dükkanının yerine, mahallelinin dayanışmasının eseri olarak yenisi bulunur. işlerin yavaş yavaş yoluna girdiği düşüncesiyle oyun son bulur.

Sadettin’in eczanesi bir semboldür. Dört duvar arasındaki eczacılık hevesi değildir oyunda yıkılan: “Eski düzen”in zaman karşısındaki kaçınılmaz mağlubiyetidir. Oyundaki yıkılış, fazilet eczanesi gibi eski yapıların yerini apartman dairelerine, banka şubelerine, sevgi, dostluk, dayanışma gibi duygulardan nasibini almamış, gözünü para bürümüş “yeni düzen” insanlarının çıkar savaşı verdiği modern ofislere dönüşeceğini simgeler.

Haldun Taner değişime karşı bir yazar değildir. Ayşegül Yüksel Taner’in bu oyundaki tavrını şöyle özetliyor: “Haldun Taner bu zorunluluğu soğukkanlı bir bakış açısından gözlemler. Ne değişime uyum sağlayamayanlardan yanadır, ne de değişimi çıkarları adına destekleyenlerden. Yazarın temel kaygısı, değişim süreci içinde, Eski’nin olumlu değerlerinin sürdürülememesidir. Bu nedenle de, uzak bakış açısından tüm yanlış ve doğrularıyla değerlendirildiği eski düzenin dost insanlarına karşı alabildiğine sevecendir. Taner, değişime değil, değişimin insan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine karşıdır.”

Oyundan bir replik: İleride bir gün, o günleri görecek kadar yaşarsam şayet, alternatif tıp tamamen legalleşir ve meşrulaşırsa bu adla bir eczane açacağım. Bir tarafta kitaplar, diğer tarafta kakule, zencefil, çörek otu, bal, adaçayı vb. kavanozlar olacak. Kitap okuyup, gelenlere tarçınlı çay ikram edeceğim. Eczanemin penceresi genişçe bir bahçeye bakacak.

 

Araç çubuğuna atla