Anasayfa Haber Dr. Ayşegül ÇORUHLU; “Tüm hastalıkların ortak noktası ASİTLENME”

Dr. Ayşegül ÇORUHLU; “Tüm hastalıkların ortak noktası ASİTLENME”

Yazar: Hülya Yılmaz

Tüm hastalıkların ortak noktası:

ASİTLENME

 

Dr. Ayşegül ÇORUHLU

“Önce hücreleri korumanın yolunu bulmalıyız.
Vücudun hücre fonksiyonlarını doğru şekilde çalıştırmak istiyorsak hücrelere hayat veren besleyici maddeleri ve oksijeni, kan akımı aracılığıyla hücrelere ulaştırmak zorundayız.”

 

Asitlenme nedir?

Basit bir kimya bilgisi: Asitler alkali ile yok olur. Alkali asidin zıddıdır. Alkali olmanın en kısa yolu, alkali beslenmektir. Sebze ve meyvenin sağlığa katkısının neden bu kadar büyük olduğunu hiç düşündünüz mü? En basit açıklama şudur: Sebzeler vücudu alkali yapar ve bu şekilde hastalıklardan korurlar.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Hem sağlık hem de hastalık hücrelerin içinde başlar. Vücudun bütün reaksiyonları hücre seviyesinde olur.

Bu nedenle önce hücreleri korumanın yolunu bulmalıyız.
Vücudun hücre fonksiyonlarını doğru şekilde çalıştırmak istiyorsak hücrelere hayat veren besleyici maddeleri ve oksijeni, kan akımı aracılığıyla hücrelere ulaştırmak zorundayız. Aynı zamanda kan akımı aracılığıyla hücrelerdeki işlemler sonucu oluşan artıkları, “çöpleri” yani hücresel asitleri bedenimizden uzaklaştırmalıyız.

Bütün bunlar ancak vücut içerisinde alkali bir ortam bulunduğunda mümkün olabilir.

Alkali durumdaki vücutta kan;

* Oksijeni ve besinleri hücrelere taşır;

* Hücre duvarlarından rahatça geçerek, bunların enerjiye dönüşmesini sağlar ve böylelikle;

* İşlem sonucu oluşan asit artıkların hücre duvarlarından rahatça dışarı atılması;

* Ardından bu asit artıkların, asit temizleyen organlara taşınması mümkün olur. İyilik, sağlık hali budur.

Vücut asitlenmeye başladığında sorunlar baş gösterir. Oksijen ve besleyici maddelerin hücrelere taşınamaması ve hücre içindeki artıkların hücreden atılamaması, hastalık oluşumunun birinci aşamasıdır.

 

Asitlenme nasıl olur?

Vücudumuzdaki yüz milyardan fazla hücre, tüm yaşamsal fonksiyonları için her gün yeni enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji olmadan yaşam olmaz. Bu enerji yiyeceklerden gelir. Yiyecekler ve oksijen kanla hücrelere taşınır. Hücrede bir tür “yanma” işlemiyle enerji oluşur. Ama bu yanmanın sonunda ortaya “kül artıklar” da çıkar. Bu küller asit artıklardır. Temizlenmezlerse hücre içi “asitlenir”. Sindirilmeden önce yiyeceğin asit ya da alkali olması önemli değildir. Önemli olan yiyeceğin sindirim sonrasındaki halidir. Limonun kendisi asitli olduğu halde, sindirim sonucu alkali son ürüne dönüşerek alkali mineraller bırakır. O halde limon asit değil, alkali bir yiyecektir.

 

pH nedir?

Basitçe pH, sıvıdaki (H) hidrojen iyon miktarını gösterir. Sıvının asit veya alkali derecesini ölçme birimidir. 0-14 arası değerlerdedir.

Asit sıvı nedir?

İçinde fazla hidrojen olan sıvıdır. Asit sıvının pH değeri 0-7 arasındadır. Değer ne kadar küçükse sıvıdaki hidrojen miktarı o kadar fazladır. Sıvının asitlik değeri o kadar yüksektir.
Peki, öyleyse alkali sıvı nedir?
Hidrojen iyonu azaldıkça sıvı alkali olur. pH 7 değerine sahip bir sıvı ne asit ne de alkali değildir. Bu sıvıya nötr sıvı denir.

(H+) hidrojen iyon konsantrasyonu vücudun iyilik durumunun genel bir göstergesidir. Vücutta ne kadar az hidrojen iyonu varsa genel sağlık durumumuz o kadar iyidir.
Vücuttaki tüm sıvıların belli pH değerleri vardır. En önemli olan kanın pH’ıdır. Kanın ideal pH’ı 7,35-7, 45 arasındadır, kanın kendisi hafif alkalidir. Kan pH’ının bu aralık dışına çıkmaması hayati önem taşır. Bu hafif alkali kan değeri hep aynı aralıkta tutulur.

Vücut, kanın pH’ının asit tarafa kaymasına asla izin vermez. Engellemek için asit giderici tampon sistemlerini kullanır. Bu tampon sistemleri, asitleri vücuttan atmak için devreye sokulan ve idrar, ter, dışkı, nefes vermeyle sonuçlanan işlemlerdir. Asit tarafa kayması yaşamla bağdaşmayacağı için kanın pH’ı değişmez. Değişen, diğer vücut sıvılarının pH’ıdır. Bu sebeple konumuz vücuttaki sıvıların pH’ıdır, kanın pH’ı değil.

Ancak vücut için bu dengeyi korumanın faturası ağırdır. Ne yazık ki sonuçlarını hemen görmeyiz. Bu, genç birinin bir tepsi baklava yediğinde bile kan şekerinin çok yükselmemesi, şeker komasına girmemesi, iki saat sonra da kan şekerinin iyi çalışan pankreas ve insülinle normal açlık seviyesine inmesine benzer. Sonuçta genç ve sağlıklı bir vücut bu dengeyi bir kesme şeker için de, bir tepsi baklava için de aynı başarıyla kurar. Ama ilerleyen yaşla bu dengeyi kurmak zorlaşır. Ne zaman pankreastan gelen insülin duyarsız ve yetersiz olursa o zaman şeker hastalıkları ya da kiloyla ilgili sorunlar başlar. Denge bozulup sonuç kan testlerine yansıyana dek bu durum önemsenmez. Benzer şekilde asitlenmeye karşı vücudun dengeleme sistemi öyle güçlü bir şekilde çalışır ki asitlendiğinizi normal kan testleriyle tespit edemezsiniz.

Asitlenme esasında atomlar düzeyinde başlayan bir olaydır

Vücudun asit değil de alkali olması bağlamında bizi ilgilendiren, atomdaki protonlar ve elektronlardır. Bunların miktarlarını tüm kimyasal olayları belirler.

Atomlar arası proton ve elektron alışverişi olmazsa, dünyada hiçbir kimyasal olay meydana gelmez.

Protonlar artı (+) yüklüdürler (H hidrojen iyonu bir protondur). Elektronlar eksi (-) yüklüdürler. Her atom, protonları elektronlarına eşit sayıda olduğunda dengededir. Kimyasal reaksiyona girmek için ise elektronlar ve protonlar arası bir alışveriş olması gerekir. Proton zengini artı (+) yüklü olan atomların çok olduğu sıvılar asit yüklüdür. H Hidrojen iyonu vücuttaki en temel proton yani asit yükünü oluşturur.

Elektron yüklü maddelerin çok olduğu sıvılar alkali yüklüdür. Bu, alkali besinlerin elektron yüklü olduğu anlamına gelir.

 

Serbest radikallerden kurtulmak

Proton yüklü atom çok saldırgandır. Hemen kendine fazladan elektron alabileceği yapılar arar. Hücrede kendisine en yakın bulduğu yere saldırır. Bu protonların hepimizin çok iyi bildiği bir başka adı var: Serbest radikal.

Serbest radikallerden söz edildiğini son on yılda sık sık duyduk. Bunlardan kurtulmanın yolunun antioksidanlardan geçtiğini öğrendik ve hepimiz artık meyve ve sebzelerin antioksidan içerdiğini biliyoruz.
Serbest radikalin elektronu eksik, protonu fazladır. Hareketleri “radikal”dir. Bulduğu en yakın yere saldırır. Tek derdi vardır: Kendine elektron bulmak. Serbest radikale elektron verense antioksidandır. Elektron veren maddelere de alkali dediğimize göre; serbest radikalleri yok eden antioksidan dediğimiz maddeler de alkali maddelerdir. Serbest radikaller asittir. Antioksidanlar alkalidir. İşin özü, hep aynı noktaya geri döneriz.

Fazladan elektron taşıyan her madde alkalidir. Aynı zamanda antioksidandır. Antioksidan olarak bildiğimiz pek çok vitamin, mineral, sebze, meyve, kuruyemiş, balık vb. fazladan elektron taşıdığı için serbest radikalleri nötralize edebilirler. Bunlar alkali maddelerdir. Bu nedenle sağlıklıdırlar.

 

Asitlenmemek hiç mümkün olamaz mı?

Bu sorunun cevabı: Hayır. Metabolik olaylar olduğu sürece asit üretiminden kaçamayız. Besinleri sindirmek, onlardan enerji üretmek, bu enerjiyle hücreleri tamir etmek, yeni hücreler yapmak, hormonları çalıştırmak, bunların hepsi metabolik olaylardır. Saç ve tırnağın uzaması, düşünmek, hatta uyumak bile metabolik bir olaydır. Bu olaylar gerçekleşirken, her saniye asit atıklar oluşur. Bunların vücuttan atılması zorunludur. Bu sebeple nefes alırız. Yani oksijen gibi alkali bir maddeyi alıp karbondioksit gibi asit bir maddeyi atmak için… O yüzden su içeriz. O yüzden terleriz, dışkılarız. Vücut bu metabolizma artıklarını atmaya mecburdur. Biz onun işini nasıl kolaylaştırabiliriz?

  • Asit yükünü azaltarak…
  • Alkali rezervini artırarak…
  • Asit yükünü azlatmak işlenmiş gıdalar, unlu, şekerli besinler, kızartmalar, alkol, ağır hayvansal proteinler gibi zararlı olduğunu hepimizin bildiği asitli besinlerden kaçınmakla olur.
  • Alkali rezervi arttırmak ise sebze, meyve, baharat, yağlı yohum, alkali su, balık gibi sağlıklı olduğunu bildiğimiz besinleri arttırarak olur.
  • Alkali beslenmek sağlığın ve uzun yaşamın sırrıdır ve insanın sağlığı için verebileceği en basit ama en büyük destek budur.

 

Kilo ile asit arasındaki ilişki

Kilo almak ile asitlenmenin çok yakın ilgisi var. Vücudunuzda fazla asit yükü varsa ne kadar diyet yaparsanız yapın, bizzat “kendi bünyeniz” yağ dokunuzu tamamen kaybetmenizi engeller. Üstelik bunu sizi korumak için yapar. Yağ, vücudun asit tamponudur.
Tamponlamak, zararı azaltmak anlamına gelir. Böylece yağ, fazla asidi zararsız hale getirir. Vücut kendini korumak için kanda dolaşan asitleri paketleyip depolamak üzere yağı kullanır. Bu koruma mekanizması olmasaydı kandaki asitler, tıpkı bir taşı eriten tuz ruhundaki asit gibi yavaş yavaş damarları ve geçtiği organları tahrip ederdi. Vücut kanın asitli olmasına izin vermez. Bu nedenle, vücuttan atamadığı asitleri bir yerlerde depolar. Yağ depoları, en basit anlatımıyla asit depolarıdır.

Related Posts

Bir yorum bırakın

X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın