Anasayfa Haber Depresyondan Kansere, Yüzlerce Rahatsızlığın Kaynağı, 2. Beynimiz ve Mikrobiota

Depresyondan Kansere, Yüzlerce Rahatsızlığın Kaynağı, 2. Beynimiz ve Mikrobiota

Yazar: Ecz. Özge Yüksel

Varlığını yakın zamanda fark ettiğimiz çok sayıda mantar, bakteri ve tek hücreli trilyonlarca hücreden oluşan, çok hassas ve oldukça kompleks bir yapıdan söz ediyor bilim dünyası. Birçok bilimsel yayın aynı solunum, sindirim, dolaşım ya da sinir sistemi gibi vücudumuzda yaşayan küçük canlıların , oluşturduğu bir sistemi anlatıyor. Varlığı, diğer tüm sistemler gibi, hayati öneme sahip bu yeni sistemin diğerlerinden en önemli farkı ise anne karnında iken bu sisteme ait tek bir hücrenin bile bulunmaması ve dünyaya geldikten 3-4 saat sonra gelişmeye başlaması.

Bu yeni sistemin adı “Mikrobiyota”

Fizyolojik koşullarda mikrobiyotada yararlı ve zararlı bakteriler dinamik bir denge içindeler. Mikrobiyotamızda zararlı bakterilerin, yararlı bakterilere baskın olmasıyla doğal denge bozulur. Sistemik hastalıklar, yaşlanma, menopoz, kullanılan ilaçlar, yaşanılan çevre, stres ve beslenme alışkanlıkları bu denge üzerinde etkilidir.

Bağırsak mikrobiyotamızda patojen bakterilerin faydalı bakterilere üstün hale geldiği hallerde fizyolojik ve psikolojik etkiler ortaya çıkar. Bunlardan başlıcaları; ishal, gastrit, kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), besin alerjisi, cilt hastalıkları, astım, allerjik rinit, obezite, diyabet, diş çürüğü, romatizma, kanser ve daha bir çokları…

Özellikle sezaryen doğumların artması ve çocukluk çağında mikroorganizmalara maruziyetin azalması yani aşırı steril ortamlar da çocukların mikrobiyotasına olumsuz etki gösteriyor.

Nöropisikiyatrik hastalıklar ve mikrobiyota ilişkisi de, son dönemde en çok ilgi çeken konular arasına girmiş ve birçok klinik çalışma yapılmıştır.

Depresyon ve bağırsak mikrobiyotası ilişkisi oldukça önemlidir. Stres bağırsak mikrobiyotasını bozduğu gibi, bağırsak mikrobiyotasının bozukluğu da strese yol açar. Bu durumda stresin sürekliliği kaçınılmaz olmakta ve stres sebepli hastalıklar da baş göstermektedir.

Probiyotiklerin depresyon tedavisinde kullanılması ilk kez 2005 yılında gündeme gelmiştir. Daha sonra bu konuda pek çok tedavi çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalardan birinde probiyotikten zengin yoğurt verilen kişilerde 3 hafta içinde duygu durum ve kognitif fonksiyonlarda olumlu değişiklikler olduğunu gözlemişlerdir. Yine başka bir çalışma da probiyotik (Lactobacillus casei) takviyesi yapılan kronik yorgunluk sendromlu hastalarda anksiyetenin azaldığı gözlenmiştir.

Araştırmalar, nöropsikiyatrik hastalığı olanların nerdeyse tamamında bağırsak mikrobiyotasının bozuk olduğunu (disbiyozis) göstermektedir. Disbiyozis sırasında sayıları artan patojenik mikropların toksinleri bağırsak çeperini tahrip ederek (bağırsak geçirgenliğini artırarak) kana geçerler ve oradan da beyine giderler. Bağırsaktan beyine akan bu toksisite beyinin normal fonksiyonlarını yapmasını engeller. Patojen mikroplar bir taraftan amino asitler, vitaminler ve omega-3 yağ asitleri gibi besleyici maddelerin emilimini azaltarak, diğer taraftan da enflamatuar sitokinler ve oksidan maddelerin oluşumunu artırıp otoimmüniteyi uyararak sinir sisteminin bütünlüğünü bozarlar.

Probiyotiklerin çeşitli nörokimyasalları ürettiğini son çalışmalar desteklemektedir. Bunların başında anksiyete ve depresyonda çok önemli bir rolü olan olan GABA (inhibitor nörotransmitter) gelir. Probiyotiklerin en önemli üyeleri olan Lactobaciluslar ve Bifidobacterlerin glutamattan GABA oluşturduğu gösterilmiştir. Yine önemli bir nörotransmitetter olan ve mutluluk hormonu olarak da adlandırılan serotonin (5-HT), duygu durum dahil birçok fonksiyonları olan antidepresif bir amino asit türevidir. Probiyotikler bağırsaklarda, sinir sisteminde sentezlenenden çok daha fazla serotonin üretirler. Bunların dışında probiyotikler asetilkolin, norepinefrin, dopamin gibi diğer önemli nörotransmitterlerin yapımını da artırırlar.

Tüm bu etkileri ile bağırsakların 2. beynimiz olduğu ve bizleri yönettiği düşünülmektedir.

Mikrobiyota nedir?

İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor; bunun 10 misli kadar miktarda bakteri de vücudun deri, ağız, vajina, solumum yolları ve bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş olarak bulunuyor. Bu bakteriler bulundukları yerlere göre daha önce o bölgenin “florası” olarak adlandırılırken, flora yerine artık “mikrobiyota” tabiri kullanılıyor.

Bakteriler vücudun çeşitli bölgelerinde yerleşmelerine rağmen; gastrointestinal sistem sahip olduğu geniş yüzey alanı ve mikroorganizmalar için zengin besin maddeleri içermesi nedeniyle kolonizasyon için en uygun ortamı sunuyor. Bu nedenle bağırsaklar, tek başına vücudumuzdaki mikroorganizmaların %70’inden fazlasını misafir eder.

İnsanlarda gastrointestinal sistem mikrobiyotası doğumdan hemen sonra şekillenmeye başlar. Bebek anne karnında steril bir ortamda gelişir ve ilk mikropları dünyaya gelirken annenin doğum kanalından, vajinasından, derisinden, memesinden ve soluduğu havadan alır ve mikrobiyotasını oluşturur. Yenidoğanlarda yapılan çalışmalar, doğum şeklinin direkt olarak bebeğin gastrointestinal sistem mikrobiyotası ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Normal doğum ile dünyaya gelen bebeklerde, bebeğin intestinal mikrobiyotasını, anne genitoüriner sistem mikroorganizmaları oluştururken, sezaryen ile doğum gerçekleştiğinde, bebeğin intestinal sisteminin deri mikroorganizmalarına benzer şekilde oluştuğu görülmüştür . Doğum şekli dışında anne ve bebeğin beslenme , gestasyonel yaş, hospitalizasyon ve infantil dönemde sık antibiyotik kullanımı infantlarda gastrointestinal sistem mikrobiyotasını etkileyen diğer önemli faktörlerdendir.

Tüm bu bilgiler ışığında sağlıklı yaşam için hayata ilk adım normal doğumla atılmalı ve anne sütü ile beslenerek devam edilmelidir.

Üç-dört yaşına gelen çocukta normal mikrobiyota gelişmiş olur. Bu mikrobiyota ufak tefek değişikliklerle yaşam boyu aynı kalır.

Mikrobiyotamızın dengesini nasıl sağlarız?

Geleneksel yemek kültürümüze baktığımızda insanların diyetinin en az yarısının fermente edilmiş gıdalar olduğunu görürüz. Bizim ülkemiz için başlıca fermente gıdalar, yoğurt, kefir, peynir, ekşi hamur ekmeği, tarhana, sirke, boza, şalgam suyu ve turşu olarak söylenebilir. Ancak çağımızın modern insanının sanayi ve teknoloji devrimi ile birlikte modern gıda teknolojisi ile tanışması geleneksel beslenme alışkanlarının değişmesine neden oldu. Gıda endüstrisinin raf ömrünü artırmak için yaptığı UHT, pastörizasyon vb. gibi işlemler, hayvancılıkta, balıkçılıkta, ziraatte kullanılan kimyasal maddeler, tarım ve hayvancılıkta yaygın antibiyotik kullanımı ile daha önce insanoğlunun tanımadığı ajanlarla da sindirim sistemimiz tanışmak zorunda kalmıştır. Yeni gıda teknolojileri nedeniyle yiyeceklerimizdeki yararlı bakteriler ortadan kalktı. Böylece modern çağ ile sindirim kanalı mikrobiyotamız için gerekli olan yararlı bakterilerden mahrum kaldık.

Tüm bu değişim ile günümüz insanının bağırsak mikrobiyotası atalarınınkinden farklı hale geldi.

Günümüzde mevcut mikrobiyotamızın ideal bir yapıya sahip olup olmadığı sorgulanmaktadır. Son 100 yıl içinde bağırsak mikrobiyotamızdaki olası değişikliklerin, son 50 yıl içinde görülme sıklığı artan hastalıkların nedeni olabileceği tartışılmaktadır. Bu nedenle birçok bilim adamı yararlı eski dost bakteriler ile gastrointestinal kanalın kolonize edilerek hastalıklara karşı riskin azaltılabileceğine inanmaktadırlar.

Bağırsak mikrobiyotamızı düzeltmek oldukça zordur. Uygun bir diyetle ve tedaviyle ancak bir-iki yıl içinde tam anlamıyla düzelebilir. Bağırsak mikrobiyotasının normale döndürülmesinde en önemli etken un ve şekerden fakir bir diyetin kullanılmasıdır. Çünkü mantarlar şekerli ortamda üreme hızlarını iki yüz katına kadar artırabilirler. Bağırsak mikrobiyotasının zenginleştirilmesinde geleneksel fermantasyon ürünlerinin (turşu, keçi sütünden mayalanmış yoğurt, kefir, darıdan yapılan boza, doğal sirke vb) tüketilmesi mikrobiyotanın düzenlenmesinde destek sağlar.

Bunların yeterli olmadığı durumlarda eczanelerde satılan üretim kalitesi, etkinliği kanıtlanmış probiyotik preparatlar diyete ilave edilmelidir. Geleneksel fermantasyon ürünlerinin (turşu, yoğurt vb.) eczanelerde satılan probiyotikler ile hazırlanmasıda son dönemin en çok tercih edilen yaklaşımlarındandır. Bu amaçla tüketilecek turşunun sirkesiz olarak sadece tuzla yapılmış olmasına dikkat edilmelidir.

Probiyotik nedir?

Probiyotikler, ağız yolu ile yeterli miktarda alındığında sindirim sistemine ulaşarak kişinin sağlığını olumlu yönde etkileyen yararlı mikroorganizmalardır. Bu mikroorganizmalar bağırsak mikrobiyotasında dengeyi düzenleyerek kişinin sağlığını olumlu yönde etkilerler. İçinde raf ömrü sonuna kadar yeterli miktarda canlı probiyotik mikroorganizma içeren (108cfu/g) gıdalar probiyotik gıdalardır.

Prebiyotik nedir?

Dost bakterilerin çoğalmasını ve aktivitelerini uyaran besin maddelerine prebiyotik denir. Genellikle kompleks karbonhidrat yapısındadırlar. Prebiyotikler insan bağırsağında sindirilmeyen ve emilmeyen ve sindirim sistemi mikrobiyotası üzerinde olumlu etkileri olan besin maddeleridir. Anne sütündeki galaktooligosakkaritler, soğan, sarımsak, buğday, enginar, muz gibi çeşitli besinlerde bulunan fruktooligosakkaritler, laktüloz ve inulin bu maddelere örnek verilebilir. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki mikroorganizmalar tarafından fermante edilir ve kısa zincirli yağ asitleri (asetat, propiyonat, bütirat vb.) açığa çıkar. Kısa zincirli yağ asitleri mikroorganizmaların çoğalmasına yardımcı olur.

Sinbiyotik nedir?

Probiyotik ve prebiyotikleri birlikte bulunduran ürünlere sinbiotik denir. Probiyotiklerin, prebiyotiklerle birlikte alınması bağırsakta daha uzun süre canlı kalmalarını sağlayarak probiyotiklerin etkinliğini arttırır.

Probiyotik- prebiyotik kombinasyonları etkinlik bakımından tekli preparatlardan üstündür.

Probiyotiklerin genel etkileri

• Patojen bakterilerin üremesine/çoğalmasına engel olmak

• Sindirim enzimlerinin (proteazlar, lipazlar, amilazlar, disakkaridazlar vb) sentezini artırmak

• Vitaminlerin (K2, B1, B2, B3, B6, B12, folik asit, biyotin ve pantotenik asit) sentezini yapmak.

• Nörotransmitterlerin (serotonin, dopamin, asetilkolin, dopamin, GABA vb) sentezini yapmak.

• Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak.

• Toksinleri ve patojen mikroorganizmaları nötralize etmek.

• Enflamasyon ve oksidatif olayları baskılamak

• İmmün sistemi uyarmak

• Prokarsinojenlerin karsinojene dönüşmesine engel olmal

Tüm bu etkinlikleri ile mikrobiyotanın bozulması ile ortaya çıkan rahatsızlıkların tedavisine destek olurlar.

Probiyotik takviyeleri nasıl kullanılmalıdır?

Probiyotikler geçici kolonizasyona neden olduklarından her gün düzenli alınması gerekir. Düzenli probiyotik kullanarak bağırsaktaki zararlı bakterileri kontrol altında tutulabilir.

Probiyotikler canlı bakteriler içerdiği için sıcak yiyecek ve içeceğe karıştırılmamalıdır. Soğuk su yada asitli olmayan içeceklere katılarak kullanılabilir. Süt ürünlerine karıştırılabilir. Geleneksel fermente ürünlerin yapımında kullanılabilir. Ama özellikle geleneksel fermente bir gıda olan yoğurt mayalanırken kullanılan probiyotiğin her mayalanma işleminde yenilenmesi gerekir.

Probiyotikler yüksek oranda canlı bakteri içermeli, üretimi güvenilir olmalı, gastrointestinal kanalda canlı kalabilmeli ve metabolik aktivitesini devam ettirebilmelidir. Probiyotik bakterilerde etki türe özgü olduğu için farklı suşları birlikte içeren preparatlar tercih edilmelidir.Besinlere ilave edildiğinde tat ve koku değişikliğine neden olmamalıdır.

Eczaneler dışında satılan ürünlerin içerisindeki probiyotiklerin; üretim teknolojilerini, saklama koşullarını ve raf ömrü boyunca içeriğinin ne kadarının canlı kaldığını bilmek imkansızdır. Bu nedenle eczanelerden probiyotik temini güvenli ve etkin sonuç sağlamak açısından önemlidir.

Sonuç olarak günümüzde salgın hastalıklar gibi artan kronik hastalıkların kökeninde bağırsak bakterileri ve bağırsak mukozasındaki değişikliklerin yattığını gösteren araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Önümüzdeki yıllarda birçok hastalığın bağırsak bakterileri üzerinden önlenmesi ve tedavisi mümkün hale gelirse buna hiç şaşırmamak gerek.

Bu nedenle siz siz olun mikrobiyotanıza gözünüz gibi bakın.

Sevgiyle kalın;

Ecz. Özge Şenkon Yüksel

Kaynaklar

Sağlıklı yaşam için dost bakteriler, Ali Özden, Güncel Gasroentroloji 17/1

Özen, M., Y. Kendir, “Probiyotiklerin Geleceği”, Sağlıklı Kalmak için Probiyotikler

ve Prebiyotikler, ed. Metehan Özen, s. 203-212, Nobel Kitabevi, İstanbul, 2011.

Lyte M.  Probiotics function mechanistically as delivery vehicles for neuroactive compounds: Microbial endocrinology in the design and use of probiotics. Bioessays. 2011; 33:574–581.

Schousboe A, Waagepetersen HS. GABA: Homeostatic and pharmacological aspects. In: Tepper JM, Abercrombie ED, Bolam JP, editors. GABA and the Basal Ganglia: From Molecules to Systems. Amsterdam: Elsevier Science Bv, 2007;9–19.

Barrett E, Ross RP, O’Toole PW, Fitzgerald GF, Stanton C.  γ-Aminobutyric acid production by culturable bacteria from the human intestine. J Appl Microbiol 2012; 113:411–417.

Collins SM, Bercik P. The relationship between intestinal microbiota and the central nervous system in normal gastrointestinal function and disease. Gastroenterology. 2009; 136:2003–2014.

Desbonnet L, Garrett L, Clarke G, Bienenstock J, Dinan TG. The probiotic Bifidobacteria infantis: An assessment of potential antidepressantproperties in the rat. J Psychiatr Res. 2008; 43:164–174.

Roshchina VV. Evolutionary considerations of neurotransmitters in microbial, plant, and animal cells. In: Lyte M, Freestone PPE, editors. Microbial Endocrinology: Interkingdom Signaling in Infectious Disease and Health. New York: Springer, 2010: 17–52.

Lyte M. Probiotics function mechanistically as delivery vehicles for neuroactive compounds: Microbial endocrinology in the design and use of probiotics. Bioessays 2011;33:574–581.

Neufeld KM, Kang N, Bienenstock J, Foster JA. Reduced anxiety-like behavior and central neurochemical change in germ-free mice. Neurogastroenterol Motil. 2011;23(3):255-64.

Logan AC, Katzman M. Major depressive disorder Probiotics may be an adjuvant therapy. Med Hypotheses. 2005; 64:533–538.

Messaoudi M, Lalonde R, Violle N, Javelot H, Desor D, Nejdi A, et al. Assessment of psychotropic-like properties of a probiotic formulation (Lactobacillus helveticus R0052 and Bifidobacteriu longum R0175) in rats and human subjects. Br J Nutr 2011; 105:755–764.

Benton D, Williams C, Brown A. Impact of consuming a milk drink containing a probiotic on mood and cognition. Eur J Clin Nutr 2007; 61: 355–361.

Rao AV, Bested AC, Beaulne TM, Katzman MA, Iorio C, Berardi JM, Logan AC. A randomized, double-blind, placebo-controlled pilot study of a probiotic in emotional symptoms of chronic fatigue syndrome. Gut Pathog 2009;1:6.

Related Posts

1 yorum

Bir yorum bırakın

Bu site dolaşımınızı kolaylaştıracak çerezler içermektedir. Sizin bunu kabul ettiğinizi varsaysak da yine de sizden onay almak isteriz. Kabul ediyorum Devamını oku...

X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın