bepanthol

Prebiyotiklerin gizemli dünyası

Probiyotikler insan vücudunun ürettiği yaşam sisteminin sürdürülebilir olması için bağırsaklarda üretilen olmazsa olmaz mikroorganizmalardır. Kendi aralarında ve vücuda giren patojenlerle ilişkileri, bağışıklık sistemimizin etkisini doğrudan etkilemektedir.

İnsanın bakteri florası (mikrobiyota) karşılıklı yarar-zarar ilişkisine göre insan sağlığını, sağlığın sürdürülebilirliğini sağlayan çok önemli bir dengeyi sağlar. Kalıcı ve geçici flora, her aşamada vücuttaki hücre etkileşimini etkiler. Yazımızın odak noktası probiyotikler, bir başka deyişle kalıcı flora. İnsanın normal bakteri mikrobiyotasının dengede olması çok önemlidir. Çeşitli nedenlerle baskılandığında bazı mikroorganizmalar fırsatçı ya da patojen (hastalık yapıcı) hale gelebilirler. Bazen de bulunduğu yerden başka bir yere taşınan mikroorganizma yeni konağında patojen özellik gösterebilir. Özellikle antibiyotik ilaçların mikrobiyotaya etkisi, insan sağlığını etkileyebilir. Diş sağlığı açısından proposilinin etkisi, antibiyotiklerin mikrobiyotada sebep olduğu hasarlar, enfeksiyonlar sırasında mikrobiyotadaki değişimler, probiyotikler ile hastalıkların önüne geçme düşüncesini geliştirmektedir.

Antibiyotiklerin bazı mikroorganizmaları yok etmesi nedeniyle günümüzde astım gibi alerjik hastalıkların artmaya başladığı düşünülmektedir.

*          *          *

Probiyotiğin kelime anlamı “yaşam için uygun”dur. Probiyotikler yeterli miktarda alındığında, insan sağlığına faydaları olan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanmaktadır.

Amsterdam’da 2004 yılında yapılan Uluslararası Probiyotik Çalıştayı’nda (International Probiotic Workshop= IPW) probiyotikler: Sağlık yönünden belirli hastalıkları tedavi edici etkileri klinik deneylerle kanıtlanmış ürünler (bakteriyal tedavi edici, mikrobiyal tedavi edici veya bakteriyal immün sistem düzenleyici) olarak tanımlanmıştır.

Kalınbağırsaklarda havasız ortamda (anaerop) gelişme özelliğine sahip milyarlarca mikroorganizma bulunmaktadır; laktobasiller, bifidobakteriler gibi yararlı mikroorganizmalar dışında az miktarda zararlı (clostridium türleri, escherichia coli vb) olanları da bulunmaktadır. Sağlıklı bir insanın bağırsaklarında hava ortamında (aerop) bakteri (pseudomonas türleri hariç) yer almamaktadır.

Klinikte kullanılan probiyotikler Lactobacillus (Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus casei, Lactobacillus fermantum, Lactobacillus gasseri, Lactobacillus johnsonii, Lactobacillus lactis, Lactobacillus paracasei, Lactobacillus plantarum,

Lactobacillus reuteri, Lactobacillus rhamnosus ve Lactobacillus salivarius), Bifidobacterium (Bifidobacterium bifidum, Bifidobacterium breve, Bifidobacterium lactis ve Bifidobacterium longum), Streptococcus (Streptococcus thermophilus) ve Sacchoromyces boulardii gibi mayalardan oluşmaktadır.

Bağırsaktaki yararlı mikroorganizmalar bağışıklık sisteminin gelişmesi ve düzenlenmesinin yanı sıra zararlı mikropların bağırsaklara yerleşmesi ve alerjenlerin vücuda girişinin engellenmesi gibi önemli işlevlere sahiptirler. Ayrıca bazı mikroorganizmalar vücudun biyotin, pantotenik asit ve B-12 vitamini gibi bazı önemli vitaminlere olan gereksinimini de karşılamaktadır.

Probiyotiklerin en önemli işlevlerinden biri de çeşitli etkenlere bağlı, gerek bebeklerde ve gerekse yetişkinlerde görülen ishal vakalarındaki etkisidir. Uzun süreli ve yüksek miktardaki antibiyotik kullanılması zararlı organizmaların yanı sıra bağırsaktaki yararlı bakterilerin de tahrip olmasına ve sonuçta ishale yol açabilmektedir. Gerek bu gibi vakalarda gerekse bebek ve çocuklarda çeşitli bakteri ve virüslerin yol açtığı diyarelerin tedavisinde, dışarıdan probiyotik verilmesi suretiyle bağırsak mikrobiyotası onarılarak ishal tedavi edilebilmektedir. Probiyotikler özellikle tekrarlayan dölyolu yangılarında doğal bakteri örtüsünün onarılmasında da yararlı olmaktadır. Zengin enzim içeriği nedeniyle ayrıca bazı enzim yetersizliklerine (laktaz, maltaz, sükraz) bağlı olarak bazı gıdaları sindiremeyen kişilerde (laktoz intoleransı gibi) ve yangılı bağırsak hastalığı (İBD) gibi bazı mide-bağırsak sistemi rahatsızlıklarında şikayetlerin giderilmesinde probiyotikler etkin birer tedavi aracıdır.

Yoğurt, probiyotikler bakımından zengin bir kaynaktır. İçeriği zenginleştirilmiş yoğurt ürünleri hafif vakalarda yararlı olabilmektedir. Etkili olabilmesi için haftada en az beş defa kullanılması önerilir. Ancak ciddi vakalarda ilaç şeklinde hazırlanmış formülasyonların kullanılması daha doğrudur.

Probiyotik formülasyonların etkinliği, midenin asit ve incebağırsağın alkali koşullarına dayanmasının yanı sıra kalınbağırsağın cidarına yapışarak çoğalabilme kapasitesine de bağlıdır.

Probiyotiklerin sindirim sistemi hastalıkları, kolon ve meme kanserleri gibi hastalıklardan koruyucu olabileceğini ileri süren çok sayıda araştırma söz konusudur ancak kanıta dayalı kesin bilimsel veriler henüz yeterli değildir.

Günümüzde probiyotik katkılı birçok süt ürününün endüstriyel üretimi gerçekleştirilmektedir. İnsan ve hayvan bağırsak sisteminden izole edilen

Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus paracasei ve Bifidobacterium türleri, bu amaçla en yaygın kullanım alanı bulan bakterilerdir. Bu bakteriler aracılığı ile

hazırlanan probiyotik preparatlarının endüstriyel gıda üretim süreçlerinde kullanımı, tüketici istekleri doğrultusunda, giderek yaygınlık kazanmaktadır.

Zira dünya nüfusunun artmasına paralel olarak artan hazır gıda tüketiminde, mikrobiyel kontaminasyonlar ana sorunu teşkil etmektedir.

Bir suşun etkin bir probiyotik olarak tanımlanabilmesi için gerekli özellikleri, kullanılacağı gıda sistemindeki davranışı ve hedef tüketici

sağlığı üzerinde yaratacağı olumlu etkiler esas alınarak belirlenmiştir. Bu kriterler içerisinde;

  • Suşun insan orjinli olması ve gastrointestinal sistemde canlılığını sürdürmesi,
  • Gastrik aside ve fizyolojik konsantrasyondaki safra tuzuna direnci ve
  • İnce bağırsak epitel hücrelerine tutunma özelliği göstermesi en çok üzerinde durulan probiyotik mikroorganizma davranışlarıdır.

Probiyotik mikroorganizmaların, ince bağırsak mukozasına tutunma özellikleri, gastrointestinal sistemde kolonize olmanın ilk aşamasını teşkil etmektedir. Söz konusu kolonizasyon sayesinde probiyotik mikroorganizmanın etki süresi artmakta ve immün sistem modülasyonu gerçekleştirilebilmektedir.

Endüstriyel kullanımda giderek artan değeri nedeniyle, üstün probiyotik özelliklere sahip suşların detaylı tanısı üzerinde yoğun çalışmalar sürdürülmektedir.

 

Bağırsak mikrobiyotası nedir? Kapsül, toz veya tablet probiyotiklerin kullanımı antibiyotik tüketimini azaltabilir mi?

Vücudumuzdaki bakterilerin yaklaşık % 90’ı bağırsaklarımızda yaşıyor. Bağırsak mikrobiyotamız ise 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor. Bağırsak mikrobiyotasında en azından bin farklı türden bakteri bulunuyor. Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olan bu bakterilerin en önemli özelliği ise bağırsak duvarında bir bariyer vazifesi görerek bizi birçok hastalıktan ve patojen mikroorganizmalardan koruyan bakterilere ise dost bakteriler veya probiyotik bağırsak bakterileri adı veriliyor. Probiyotik dediğimiz sağlığa faydalı bakteriler eczanelerde kapsül, toz veya tablet şeklinde satılıyor.

Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Bağırsak bakterilerindeki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşımına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Gastroenterolojinin birçok alanında da probiyotiklerin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Fonksiyonel ishal (diyare), enfeksiyöz diyare, fonksiyonel kabızlık, huzursuz bağırsak sendromu, gıda allerjileri, inflamatuvar (iltihaplı) bağırsak hastalıkları, obezite, hepatosteatoz (karaciğer yağlanması), çölyak gibi birçok hastalıkta probiyotiklerin faydalı etkisini gösteren ve bu hastalıkların bağırsak bakterileri ile ilişkili olduğu birçok makalede yayımlanmıştır. Bunlar dışında otizm, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, Parkinson hastalığı, Alzheimer, Multiple skleroz gibi hastalıkların Bağırsak mikrobiyotası ile ilişkili olduğu sonuçlar yayımlandı.

Probiyotik kullanma bilinci arttıkça Türkiye’de akılcı ilaç kullanımı için önemli bir gelişme sağlanacağı hedefleniyor.

 

Probiyotiklerin Etki Mekanizmaları

Probiyotikler, konak canlıyı patojenlere karşı koruyarak ve immün sistemini güçlendirerek etki gösterirler. Doğumda steril olan GİS kolonizasyonu doğumdan hemen sonra maternal, vajinal ve intestinal flora ile başlar. Probiyotiklerin çoğalmasını sağlayan diğer kaynaklar diyet ve çevredir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde doğan çocukların bağırsak florası (mikrobiyota) değişiktir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde Bifidobacterium baskınlığı olurken, mama ile beslenenlerde Enterobacteriaceae, Bacterioides, Clostridiumlar, Lactobacillus, Bifidobacterium ve streptokokları içeren kompleks mikrobiyota baskınlığı olmaktadır.

Probiyotik bakteriler, epitelyal hücre gen ekspresyonunu yönetirler. Uygun mikrobiyota oluşturarak daha sonra gelecek patojen bakterilerin üremesine engel olmaktadırlar.

Probiyotiklerin Antibakteriyal Mekanizması

Probiyotik suşlar hidrojen peroksit, organik asit, bakteriosin gibi maddeler salgılayarak, patojen (zararlı, hastalık yapıcı) mikoorganizmaların çoğalmasını inhibe ederler.

Adezyon Mekanizması

Probiyotiklerin patojen mikroorganizmalara karşı intestinal sistemde bir bariyer oluşturarak, epitel hücrelerinin bu mikroorganizmalarla bağlanma derecesini azalttığı düşünülmektedir. Böylece mukus tabakasını arttırarak bariyer fonksiyonunu geliştirirler.

Probiyotiklerin İntestinal Flora Üzerindeki Etkisi

Probiyotikler mukus katmanı ve epitelyal hücrelerdeki sınırlı sayıdaki yerler için patojen bakterilerle yarışırlar. Aynı zamanda patojen bakterilerin üremeleri için gereksinim duydukları besin maddelerini tüketerek, patojen bakterilerin üremelerini inhibe ederler.

Probiyotiklerin İmmün Sistem Üzerindeki Etkileri

Probiyotiklerin immün sistem üzerindeki etkileri, antikor üretimini ve NK hücrelerinin aktivitesini arttırmak, nükleer faktör kappa-B (NFkB) yolağını modüle etmek ve T hücre apoptozisini indüklemekten oluşmaktadır. (Probiyotikler genellikle interlökin-10 (IL-10) ve transforming growth factor-beta (TGF-beta) gibi intestinal antienflamatuvar sitokin üretimini arttırırken, tümör nekrosiz faktör-alfa (TNF-α), interferon-gama (IFN-γ), IL-8 gibi proenflamatuvar sitokin üretimini düşürürler.)

Probiyotiklerin Dendritik Hücreler Üzerindeki Etkisi

Dendritik hücreler bağırsak boyunca bulunan, antijen sunan hücrelerdir. Probiyotik bakteriler ile dendritik hücreler arasındaki ilişki immün sistemin regülasyonuna neden olmaktadır. Probiyotiklerin oral alınmasının kadın genital sistemi, solunum sistemi, cilt ve nazal mukozada immüniteyi değiştirdiği gösterilmiştir. Bifidobacterium ve laktobasil suşların çocuklarda atopik dermatiti tedavi ettiği tespit edilmiştir.

İlginç olarak probiyotiklerin oral alınması kolondaki bakteri sayısını değiştirmemektedir. Bu sonuçlar probiyotiklerin kolondaki kolonizasyonu değiştirmekten çok immün sistem üzerine etki ettiğini desteklemektedir.

 

Probiyotiklerin Klinik Etkileri

Probiyotikler rotavirüs’e bağlı diyare, allerjik hastalıklar (atopik dermatit, allerjik rinit, astım vs), Helicobacter pylori enfeksiyonu ile enflamatuvar bağırsak hastalığının tedavisi ve önlenmesinde, diyabet başlama yaşını artırmakta, irritabl kolon semptomlarını ve kolon kanseri oranını azaltmakta etkilidirler. Ayrıca sepsise bağlı pankreatitin ve majör cerrahi sonrası oluşan sepsisin şiddeti ve insidansını azaltmakta etkili olduğu saptanmıştır.

 

Probiyotiklerin Allerjik Hastalıkların Üzerindeki Klinik Etkileri

Atopik Dermatit

Probiyotiklerin atopik dermatite neden olan potansiyel allerjen yapıları modifiye ettikleri ve immünojenitelerini düşürdükleri gösterilmiştir.

Allerjik Rinit

Allerjik rinit tedavisinde probiyotiklerin etkinliği ile ilgili farklı görüşler vardır.

Yapılan çalışmalarda kesin olarak kanıtlanmamakla beraber, atopik dermatitin tedavisinde ve önlenmesinde probiyotiklerin önemli bir rol oynayabildiği benzer sonuçlar allerjik rinitin tedavisi ve önlenmesi için de söylenebilir. Ancak, astımın tedavisi ve önlenmesinde probiyotiklerin etkinliğinin olmadığı yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir.

Probiyotiklerin Diğer Klinik Etkileri

Diyare

Ülkemizde enfeksiyonlar ishale yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde 0-2 yaş arası çocuklarda akut ishallerin yaklaşık %50’sini Rotavirüs, %25’ini Escherichia coli, %10’unu Salmonella ve Shigella enfeksiyonları oluşturmaktadır.

Genel olarak probiyotiklerin diyarenin önlenmesi ve tedavisindeki rolleri ile ilgili potansiyel mekanizmalar; immün sistemin uyarılması (bağırsakta IgA sekresyonu ve lokal IFN salınımını artırır), intestinal epitelyal hücrelerdeki reseptörlere bağlanma ve besin öğeleri için patojenlerle yarışma, niasin gibi bakteriyosinlerin etkisi, luminal pH’daki düşme ve mukus üretiminin desteklenmesi olarak sıralanmaktadır.

Kolon Kanseri

Yapılan epidemiyolojik çalışmalar fermente sütler ve peynir gibi süt ürünlerinin kansere karşı koruyucu bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Süt ürünlerindeki başlıca koruyucu maddelerin kalsiyum, süt proteinleri, konjuge linoleik asit (CLA), bütirik asit, izopalmitik asit ve sfingomiyelin gibi süt yağ bileşenleriyle, ürünlerde bulunan laktik asit bakterileri ve onların metabolitleri olduğu göz önünde bulundurulmaktadır. Bununla beraber probiyotik bakterilerinin sağlığa yararlı birçok etkisi konusunda genel bir kanı oluşmasına rağmen, probiyotiklerin tartışmaya açık en önemli etkileri antikanserojenik etkileridir.

Helicobacter pylori Üzerine Etkisi

Helicobacter pylori enfeksiyonlarında probiyotiğin tedavide adjuvan olarak kullanılabileceği, Lactobacillus GG suşun 8 hafta boyunca kullanımı sonucu gastrik mukozada enflamasyonunun azaldığı ve antibakteriyel tedavinin etkinliğinde bir artma olduğu görülmüştür.

Enflamatuvar Bağırsak Hastalıkları Üzerine Olan Etkisi

Probiyotiklerin enflamatuvar bağırsak hastalıklarının hem adjuvan hem de idame tedavisinde etkili olduğu gözlemlenmiştir.

İrritabl Bağırsak Hastalığı Üzerindeki Etkisi

Kontrollü bazı çalışmaların sonuçları irritabl bağırsak sendromunda, enflamatuvar bağırsak hastalıklarında probiyotiklerin kullanılabileceği görüşünü desteklemektedir.

Probiyotiklerin Kolesterol Üzerindeki Etkisi

Bazı laktik asit bakterilerinin kandaki kolesterol miktarını hidroksi metil glutaril coA redüktaz üretimi ile azalttığı saptanmıştır.

Çocukluk çağında başlanan pre-probiyotiklerden zengin beslenmenin kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olabileceği düşünülmektedir.

 

 

Probiyotik tableti alırken ve kullanırken nelere dikkat edilmeli?

Probiyotiklerden vücudumuzun yararlanımı aslında bu laktik bakterilerin üreme kapasitelerinin bulunup bulunmadığına bağlıdır. Ağızdan alınan bakteriler canlı mıdır, bağırsaklara kadar ulaşabilir mi, orada üremeye başlar mı? Ancak bu soruların yanıtı için gerekli analizler gelişmiş teknoloji gerektirir. Firma güvenilirliği bu aşamada çok önemlidir.

Milyonlarca farklı “laktik bakteri suşu” bulunduğundan her probiyotik ürün size aynı şekilde yararlı olmayabilir.

Satın alınan ürünlerde bakteri popülasyonu farklılık gösterdiğinden kullanım sıklığı ve miktarı hakkında ürünün üzerinde önerilen kullanım önerisine uymak en akıllıcasıdır. Fazla miktarda alımında şişkinlik ve gaz şikayetlerine neden olabilir. Zaten fazlası gereksizdir.

Probiyotik suşların seçiminde epitel dokulara tutunma özellikleri, antimikrobiyel direnç karakteristikleri, gastrointastinal sistemde kalıcılık ve uzun süreli kolonizasyon kritik kontrol basamaklarıdır.

Tüm bu seçim aşamalarından sonra sağlık üzerindeki olumlu etkileri plasebo kontrollü klinik denemelerle tespit edilmelidir.

Probiyotiklerin atopik dermatit ve diğer alerjik hastalıkların hem profilaksisi hem de aktif tedavisinde mevcut tedaviye eklenmesinin etkili olabileceği yapılan çalışmalarla desteklenmektedir.

Ancak probiyotiğin etkinliğinin değerlendirilmesi için çok sayıda randomize, kontrollü, klinik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır.

 

 

Araç çubuğuna atla